Zât
Hızır (as)
Eserlerde “Hızır (as)”
Meselâ Hızır(as) dâimâ kırkların emrinde bir neferdir. Bazıları demişler ki, enbiyâya Cebrâil nasıl hizmet ediyorsa kırklara da Hızır(as) hizmet eder. Abd-ı âlem, nükebâ, nücebâ, meczûbân gibi zâtlar hep bu hükümetle bir şekilde alâkalıdırlar. Bazen gavs makamında olan kişi iki kutbiyyet vazifesini kendisinde cem eder yani üçler makamını tek başına temsil eder. Nâdiren gelen bu zâtlara gavs-ı âzâm denir.
Kırk Mektup ↗
Adamın biri işrak vakti câmide namazını kılmış, yani güneş; ibâdet, tâât ve zikirle üzerine doğmuş, câmiden çıkıyormuş. Avluda karşısına nûr çehreli bir pîr gelmiş, selâmlaşmışlar. Gelen zât bizim adama “Efendi, bir isteğin, hâcetin var mı?” diye suâl etmiş. Adamcağız da “Estağfirullah, teşekkür ederim, hiçbir hâcetimiz yok, sizin bir arzu isteğiniz varsa yapmaya gayret edeyim.” demiş. Gelen pîr adama “Ya hû ben senin için buraya geldim, hizmet edeyim diye. Ben Hızır’ım demiş.” Lâkin bizim adamdan yine ses yok.
Kırk Mektup ↗
“Bana bak mübârek!” demiş. “Ben bundan yirmi beş sene evvel inim inim inliyordum. O kapı, bu kapı dolaşıyordum. ‘Yâ Rabb’i! Hızır mı gönderirsin, hâzır mı gönderirsin, hidâyetine beni eriştir.’ diye duâ ediyor, yalvarıyordum. O zaman gelmedin. Eh elhamdülillah biz şimdi bir pîr kapısı bulduk. Oradan da nasipleniyor ve elhamdülillah aşkullahı ve muhabbet-i Resûlullah’ı(sas) meşk ediyoruz. Şimdi gelip de sükûnetimi bozma, başka müşkili olanlara git, fakîri de meşgul etme. Selâmetle...” diyerek dönüp gitmiş.
Kırk Mektup ↗
İnsan, Allah Teala’nın eşref-i mahlukudur, insanda hikmet ve muhabbeti görmeyen, kâinatta bu rahmet ve hikmeti tahsil edemez. Hızır’ı bile arıyorsan insan suretinde arıyorsun; baksana, anlasana. Her geceyi Kadir Gecesi gibi düşünen bir kimsenin, kısacık ömrüne neler sığdırabildiğini ve bu ömür tahsilinde ne kadar yüksek dereceleri elde edebileceğini hayal edebilir misin?
Senin Ramazanın ↗
Bir ileri iki geri turlayıp, kararsız vaziyette ve ağlarken karşısına Köpekçi Hasan Baba çıkmış. “Ne yapıyorsun lan burada, aptal herif? Canına kıyacak başka mevzu mu kalmadı?” diye ona çıkışmış. Molla kimseye derdini dökemeyecek hâlde olduğundan mıdır nedir “Ben ne yapayım baba? Ne edeyim? Allah(cc) için sen biliyorsan sen bir yol göster!” diyerek Hasan Baba’nın boynuna ağlayarak sarılmış. Hasan Baba da “Gel bakayım molla gel!
Huzur Defteri 2 ↗
“Her geceyi kadir, her gördüğünü Hızır kabul et.” sözü nostaljik ve biraz da romantik bir tabir olarak öylece tozlu raflarda kalıvermiştir. İşte insanın kendi hayatında ve kâinattaki ayetleri idrak edip icab ettiği şekliyle hareket etmeye çalışmasına irfan denir. İnşaallah ilerleyen beyitlerde bu noktaya temas edeceğiz fakat hemen bu beyitteki manaya bağlı olarak konuşursak, şeyhin mürîdine seslenişi ve orada sahnelenen hâdise gerçekte çok acayiptir.
Küfür Fedaisi ↗
Celâl Hocaefendi’yi anlatmak aslında Osmanlı’nın son devrini ve Cumhuriyet dönemini bir nev’î özetlemek gibi olacaktır. Zira Celâl Hocaefendi, Osmanlı medrese terbiyesiyle yetişmiş, birkaç profesörün pâyesiyle bile ölçülemeyecek bir ilim adamıdır. Gerçi Cumhuriyet sonrası, tahsil ettiği o ilimlerin hiçbir kıymeti yokmuş gibi muamele görse de, o yine de tahsil ve tâlim hayatına gayretle devam etmiş müstesna bir şahsiyettir.
Huzur Defteri 1 ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…