Mehmed Fatih Çıtlak

Kavram

Kelâmullah

10 eserde · 95 geçiş 556 sohbet ânı
Bu kavramı arşivde ara
Kitaplardan

Eserlerde “Kelâmullah”

Hazret-i Osman’dan(ra) önce bir vahiy kâtibi vardı. Bu kişi vahyolunan âyetleri dikkatle yazmaya çalışırdı. Efendimiz(sas) kendisine vahyedilen âyetleri ona söyler söylemez hemen bir kağıda aktarırdı. Vahyin nûru o kâtibe de vurunca gönlüne bazı hikmetler doğmaya başladı. Efendimiz(sas) onun gönlüne doğan hikmetleri aynen ifâde buyururlardı. Bu hâl kendisine ağır gelen adam yolunu şaşıranlardan oldu.

Birlik'te Sohbet

Zikredilen hadîs-i şerîflerden ve Kur'ân-ı Kerîm’deki âyetlerden şu manâyı tahsil etmemiz icap eder. Rüya, vahyin bir şubesidir, çünkü vahye muhatap olan peygamberlik müessesesinin bir cüzü olduğu kesindir. Vahiy, ilhamat, firaset ve rüya nübüvvet kökünden neşv ü nemâ bulan dallar gibidir. Dolayısıyla bunları inkâr etmek meselesi küfür, kafir sıfatıyla yaftalanmanın ötesinde kişiyi sırat-ı müstakîmden ve ehli sünnet itikadından uzaklaştırmaya kâfidir.

Rüya Risalesi

Buradaki “Vahy-i Hakk” sözü bazı yanlış anlamalara sebebiyet verebilir. Vahiy kelimesinin sözlük anlamı ‘Allah'tan gelen haber' demektir. Özel anlamı ise Allah'ın Cebrâil Aleyhisselâm vâsıtası ile peygamberlerine gönderdiği, kullarına tebliğ edilmek için olan özel haberlerdir.

18 Beyit Dinle

Vahiy doğru anlaşılsaydı aynı asr-ı saâdette olduğu gibi bütün insanlık rahat ederdi. Hıristiyanlar, dînlerini yaşamaları için Müslümanları kendi ülkelerine, devletlerine davet ederlerdi. Yahudiler bile kendi inançlarını hayatlarında sürdürebilmek için vahiyden kaynaklanan bu adalete sığınırlardı.

Birlik'te Sohbet

Cenâb-ı Hakk merhametlilerin en merhametlisi, rahmet, merhamet ve muhabbetin yaratıcısı ve menbaıdır. Kullarına kendini bildirmek için vahiyle, kelâmla; ilim ve mânâ lutfetmiştir. Fakat bu mânâyı; seçmiş olduğu peygamberler vâsıtasıyla insanlığa bildirmiş ve Efendimiz’le(sas) bütün vahiylerin zirvesini ve bozulmamış bütün güzelliğini Kur’ân-ı Kerîm olarak tam ve mükemmel şekliyle indirmiştir.

Birlik'te Sohbet

Efendimiz(sas), münâfıkların başı sayılan Abdullah bin Übey’in öldüğünü haber alınca cenazesine iştirak için hanesinden çıkıyordu. Hz. Ömer Efendimiz kapıda dikildi. “Yâ Resûlallah, münafığın namazını da mı kılacaksın?” diye hayretinden sual etti. Rahmeten li’l-âlemîn Efendimiz, Allah Teâlâ’nın kendisini men edecek bir vahyi olmadığı için gideceğini beyân etti. Lâkin mâlumunuzdur, bu husûsla ilgili olarak o an vahy-i ilâhî geldi.

Aşkın Bir Noktası

Mesnevî sohbeti veya dersinin sonunda okunması âdet olunan dörtlükteki ifâde “Vahy-i Hakk” yerine “İlhâm-ı Hakk” olsa idi bu münâkaşalar olmazdı. Olmazdı ama Mesnevî'deki ilâhî gerçekler ve Hazret-i Mevlânâ'nın yüceliği de tam mânâsı ile anlatılamamış olurdu. Buradaki “Vahy-i Hakk” kelimesini İlhâmât-ı Rabbânî -Allah'ın lûtfettiği doğuşlarolarak doğru anlamalıyız. Gayrisi yanlıştır. Hazret-i Mevlânâ, Hakk'ın lûtfu ile Hakk'ın hakîkatini anlatmıştır Mesnevî-i Şerîf'inde

18 Beyit Dinle

Evlâdım! Unutma ki Hazret-i Allah(cc) zâtı, sıfatı ve ef’âli itibariyle ancak yine Allah(cc) ile bilinir. Mürşid, bu bilmenin önündeki perdeleri kaldıran kişiye denir. Senin kavradığın ve senin “Budur!” dediğin ayrı, sensiz ve bensiz “O”nun(cc) tecellî etmesi ayrıdır. “Sen, ben” dediğin mahlûktur, “O(cc)” ise Hâlık-ı zü’l-Celâl, ve’l-Cemâl, ve’l-Kemâl’dir. Bunları anlamayanlar, vahyin kendisine geldiğini zanneden vahiy kâtibi gibi huzurdan, Allah(cc) muhâfaza, nazar-ı rahmânîden düşen kişi gibi olurlar.

Kırk Mektup
Bağlam

İlgili kavramlar

Eserler

Geçtiği kitaplar

Menü