Kavram
Kelâmullah
Eserlerde “Kelâmullah”
Hazret-i Osman’dan(ra) önce bir vahiy kâtibi vardı. Bu kişi vahyolunan âyetleri dikkatle yazmaya çalışırdı. Efendimiz(sas) kendisine vahyedilen âyetleri ona söyler söylemez hemen bir kağıda aktarırdı. Vahyin nûru o kâtibe de vurunca gönlüne bazı hikmetler doğmaya başladı. Efendimiz(sas) onun gönlüne doğan hikmetleri aynen ifâde buyururlardı. Bu hâl kendisine ağır gelen adam yolunu şaşıranlardan oldu.
Birlik'te Sohbet ↗
Zikredilen hadîs-i şerîflerden ve Kur'ân-ı Kerîm’deki âyetlerden şu manâyı tahsil etmemiz icap eder. Rüya, vahyin bir şubesidir, çünkü vahye muhatap olan peygamberlik müessesesinin bir cüzü olduğu kesindir. Vahiy, ilhamat, firaset ve rüya nübüvvet kökünden neşv ü nemâ bulan dallar gibidir. Dolayısıyla bunları inkâr etmek meselesi küfür, kafir sıfatıyla yaftalanmanın ötesinde kişiyi sırat-ı müstakîmden ve ehli sünnet itikadından uzaklaştırmaya kâfidir.
Rüya Risalesi ↗
Buradaki “Vahy-i Hakk” sözü bazı yanlış anlamalara sebebiyet verebilir. Vahiy kelimesinin sözlük anlamı ‘Allah'tan gelen haber' demektir. Özel anlamı ise Allah'ın Cebrâil Aleyhisselâm vâsıtası ile peygamberlerine gönderdiği, kullarına tebliğ edilmek için olan özel haberlerdir.
18 Beyit Dinle ↗
Vahiy doğru anlaşılsaydı aynı asr-ı saâdette olduğu gibi bütün insanlık rahat ederdi. Hıristiyanlar, dînlerini yaşamaları için Müslümanları kendi ülkelerine, devletlerine davet ederlerdi. Yahudiler bile kendi inançlarını hayatlarında sürdürebilmek için vahiyden kaynaklanan bu adalete sığınırlardı.
Birlik'te Sohbet ↗
Cenâb-ı Hakk merhametlilerin en merhametlisi, rahmet, merhamet ve muhabbetin yaratıcısı ve menbaıdır. Kullarına kendini bildirmek için vahiyle, kelâmla; ilim ve mânâ lutfetmiştir. Fakat bu mânâyı; seçmiş olduğu peygamberler vâsıtasıyla insanlığa bildirmiş ve Efendimiz’le(sas) bütün vahiylerin zirvesini ve bozulmamış bütün güzelliğini Kur’ân-ı Kerîm olarak tam ve mükemmel şekliyle indirmiştir.
Birlik'te Sohbet ↗
Efendimiz(sas), münâfıkların başı sayılan Abdullah bin Übey’in öldüğünü haber alınca cenazesine iştirak için hanesinden çıkıyordu. Hz. Ömer Efendimiz kapıda dikildi. “Yâ Resûlallah, münafığın namazını da mı kılacaksın?” diye hayretinden sual etti. Rahmeten li’l-âlemîn Efendimiz, Allah Teâlâ’nın kendisini men edecek bir vahyi olmadığı için gideceğini beyân etti. Lâkin mâlumunuzdur, bu husûsla ilgili olarak o an vahy-i ilâhî geldi.
Aşkın Bir Noktası ↗
Mesnevî sohbeti veya dersinin sonunda okunması âdet olunan dörtlükteki ifâde “Vahy-i Hakk” yerine “İlhâm-ı Hakk” olsa idi bu münâkaşalar olmazdı. Olmazdı ama Mesnevî'deki ilâhî gerçekler ve Hazret-i Mevlânâ'nın yüceliği de tam mânâsı ile anlatılamamış olurdu. Buradaki “Vahy-i Hakk” kelimesini İlhâmât-ı Rabbânî -Allah'ın lûtfettiği doğuşlarolarak doğru anlamalıyız. Gayrisi yanlıştır. Hazret-i Mevlânâ, Hakk'ın lûtfu ile Hakk'ın hakîkatini anlatmıştır Mesnevî-i Şerîf'inde
18 Beyit Dinle ↗
Evlâdım! Unutma ki Hazret-i Allah(cc) zâtı, sıfatı ve ef’âli itibariyle ancak yine Allah(cc) ile bilinir. Mürşid, bu bilmenin önündeki perdeleri kaldıran kişiye denir. Senin kavradığın ve senin “Budur!” dediğin ayrı, sensiz ve bensiz “O”nun(cc) tecellî etmesi ayrıdır. “Sen, ben” dediğin mahlûktur, “O(cc)” ise Hâlık-ı zü’l-Celâl, ve’l-Cemâl, ve’l-Kemâl’dir. Bunları anlamayanlar, vahyin kendisine geldiğini zanneden vahiy kâtibi gibi huzurdan, Allah(cc) muhâfaza, nazar-ı rahmânîden düşen kişi gibi olurlar.
Kırk Mektup ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…