Zât
Niyâzî-i Mısrî
Eserlerde “Niyâzî-i Mısrî”
Sütunun arkasında Niyâzî Mısrî Hazretleri’nin öyle sessizce oturduğu fark edilmiş. Hazret-i Şeyh’e hitâben “Efendi Hazretleri Fatiha buyrunuz” diye seslenilmesine ve bu teklifin 3 kere tekrarlanmasına rağmen Hazret bu teklife cevap vermemiş. Üçüncü tekliften sonra gene Fatiha’yı vermeyince Nûreddîn Efendi Hazret-i Pîr Niyâzî Mısrî’ye bakarak, biraz da sitemle “Efendi hazretleri bize bir seneyi çok mu gördünüz?” diyerek o günkü cemiyetin sırtını ifşâ eylemiş.
Huzur Defteri 2 ↗
Zâten mürşid sözü, şeyh nasihati tam da bu makamda lâzımdır. Kanadı olmayana uçmak talîm ettirilir mi? Amma gel gör ki kanatlandığını fark eden bazı kimseler mürşidâne irtibatlarını kesmeye kalkar, kendi başlarına da uçmaya heves ederler. Şimdi bu menzilde dervişe lâzım olan Hakk’a teslimiyeti erbâbından talîm etmektir. İşte bu makamda olduğu hâlde bir mürşide tâbi olmayan kişiler için Hazret-i Niyâzî-i Mısrî buyurur ki:
Kırk Mektup ↗
Çünkü Nûreddîn Efendi’ye âlem-i mânâda meclisinde verilen Fatiha adedince postnişin olacağı haberi verilmiş. Hazret-i Niyâzî Mısrî’ye kadar 59 Fatiha verilmiş, altmışıncı seneye işâret edilen Fatiha edilememiş. İşte bu sebepten Hazret’e “Koca Nûreddîn Efendi” lâkâbı vermeleri boşuna değildir zîra kendisi 59 sene postnişin olmuştur, 1160 senesinde de âhirete intikal eylemiştir. Yaa... Acâyip değil mi? İster inanın ister inanmayın bize büyüklerimizden intikal eden mâlumât böyle.
Huzur Defteri 2 ↗
Bu hâli gören Zünnûn-i Mısrî Hazretleri, Allah Teâlâ’ya tevekkül etmenin gerekliliğini hatırladı. Biraz ileride, bir vîrânede fakirlerle karşılaştı. Geceyi birlikte geçirdiler. Ertesi gün, Zünnûn-i Mısrî Hazretleri, bir küp altın buldu. Bu küpün ağzında bulunan tahta kapakta, Allah(cc) ismi yazılıydı. Altınları fakirlere dağıttı, kendisi de tahtayı alıp, o gece orada yattı. Uyandıkça, yazıyı öpüp başına koyup, yüzüne sürüyordu. Gece rüyâsında kendisine şöyle hitâp edildi:
Birlik'te Sohbet ↗
Koca Nûreddîn Efendi Sünbül Sinan Âsitânesi postnişinlerinden önemli bir şahsiyettir. Hazret’in posta cülus(oturma) merâsimi başlı başına menkıbedir. Şöyle ki; şeyh iclas merasimine(şeyhin posta geçiş törenine) İstanbul’dan ve başka yerlerden birçok meşâyih dâvet edilmiş. Bunlardan biri de Hazret-i Pîr Muhammed Niyâzî el-Mısrî el-Halvetî’dir. Bu zât doğu kapısından, caâiinin ve türbenin bulunduğu avluya girerken paşmaklarını(ayakkabılarını) çıkartmış ve o şekilde avluya girmiş.
Huzur Defteri 2 ↗
diyebiliyor muyuz? Yoksa “Ben her şeyi bilirim.” deyip o büyüklerin sözlerini de kendimize göre mi anlıyoruz? Ve özellikle “kendimize göre” derken, kendi yanlışlıklarımıza o büyüklerin sözlerini kalkan mı ediyoruz? Gâliba bu sorunun cevabı ‘evet'tir. Yeterince kendisini tartmadan büyüklerinin sözlerinin arkasına sığınanların çoğunlukta olduğuna kânî olmak lâzım.
18 Beyit Dinle ↗
Aslî vatan olan Hakk indindeki vatana olan hasret ve sevgi ise hakîkî îmândır. Hakk'a ulaşmanın, vatan-ı aslînin hakîkî kokularını almanın, Hakk'a yakın olmanın, O'nun hakîkatlerini anlamanın ve böylece kurbiyete -yakınlığa ermenin kurb-u ferâiz ve kurb-u nevâfil diye isimlendirilen iki ana yolu vardır. Birincisi; insanların yükümlü oldukları görevleri yerine getirmeleri, yâni farzları edâ etmeleridir. Bu, insanı Allah'a yakınlaştıran, hakîkatleri öğreten yollardan biridir. Ancak, yetmez.
18 Beyit Dinle ↗
Esmâ-ı ilâhiyyenin hikmetleriyle, zâhirdeki hâdiselerin bâtınındaki hikmetlerle güyâ meşgul olup biraz İbn’ül-Arabî Hazretleri’nden, birazcık Niyâzî-i Mısrî Hazretleri’nden malûmât aşırıp, bir de utanmadan kendilerini Hacı Bayram-ı Velî’nin o büyük halîfesi Bıçakçı Dede’ye (Ömer Sikkînî Hazretleri’ne) nispet ediyorlar. Namaz desen yok, oruç desen yok. İhvândan kardeşimiz sormuş, “Niye namaz kılmıyorsunuz?” diye, herif cevâben “Biz salât-ı dâimûndayız.” diye yapıştırmış.
Kırk Mektup ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…