Kavram
Mürşid
Eserlerde “Mürşid”
Fakat mürşid-mürîd arasındaki rüyalar medresedeki müfredât gibidir (okuldaki ders programları gibidir). Yolun yani tarîkin kendine mahsus, ancak rüyadan rüyaya öğretilen bir ders şekli vardır. Mürşidin kendisine gelen mürîdin yolla alâkalı rüyalarını bilmemesi, evvelce kendisinin ders görmediğine hamledilir. Bu dahi mürşidlik makamına yakışmaz. Yalancı ve sahtekâr demeyelim, belki teberrüken verilmiş bir şeyhlik emânetiyle o makamı işgal etmektedir. Yol rüyalarını anlamayandan mürşid olmaz vesselâm.
Kırk Mektup ↗
İşte bir mürşid-i âgâhın huzurunda tevhîdin berekâtını, Allah(cc) ve Resûl(sas) aşkını gönlünde parlatan mürîd, şirkten berî olup korunsa da evhâmıyla, vesvesesiyle, hatta mürşidinden şüphe etmekle şeytana ve nefsine bazen tâbi olacaktır. Mürşidler, mürîdlerinin derecelerine göre kâh tatlı tatlı îzah ederek, iknâ ederek, kâh şiddetli şekilde onları îkâz ederek bu nev’î hâllerden çekip çıkarırlar. Amma mürîde lâzım olan mürşidinden elini çekmeye ki, mürşidi onu o bâdireden çekip çıkara.
Kırk Mektup ↗
Bunun üzerine belki şöyle sorulabilir. “Efendim, madem ki her iş içinde hâl saklıdır, niçin ‘hâl yoludur’ tâbirini tasavvufa hasrediyorsunuz?” Cevâben deriz ki “Tasavvuf; ilmiyle, zâhiriyle, şekliyle, her şeyiyle ‘hâl’ neticesine ve müşâhedeye götürür de ondan.” İrşâd; bilmek, bildirmek değil; bulmak, buldurmak demektir. Mürşidlik, hocalık mesleği değildir. Mürşid vasfında olan aynı zamanda kemâl ilminin hocasıdır amma her hoca mürşid değildir. Çünkü mürşid hâle uyandırır.
Kırk Mektup ↗
Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş, Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş. Sağ u solu gözler idim dost yüzünü görsem deyü, Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş. Öyle sanırdım ayriyem dost gayrıdır ben gayriyem, Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş. Savm u sâlât u hac ile sanma biter zâhid işin, İnsân-ı kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş Kande gelir yolun senin ya kande varır menzilin, Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş.
Aşkın Bir Noktası ↗
İşte muallim bir şeyin idrakini veremez. İdrake gidebilecek olan hurdayı verir. İlmin aletini verir, satırları aktarır. Reşid ve mürşid ilişkisi, irşad meselesi ise insanın sadrındakini ortaya çıkartabilme kuvve-i kutsiyyesidir ve bu, Allah tarafından ihsan olunur. Her ilim erbâbı mürşid değildir fakat her mürşid bir ilim erbabıdır.
Beyaz Mercan Siyah İnci ↗
Mollâ-yı Rûm Hazret-i Mevlânâ “Hakiki mürşid ve şeyhler insanı Allah Teâlâ’ya yakınlaştırmak ve onunla dâimâ irtibatta kulları bulundurmak için hizmet ederler. Sahte mürşidler ise insanları kendine bağlamakla meşgul iken Allah(cc) yoluna hizmet ediyor görünürler. Hakk mürşidlerin derdi Allah’a(cc) bağlamak, vesile olmak, sahtekârların, şeyh gibi görünlerin derdi kişileri kendine bağlamaktı.” diyor.
Huzur Defteri 2 ↗
Bir mürid “Mürşidimi tam anladım.” derse hamlığın daniskasını yapmış olur. Ama mürşidin kendisini tanıttığı kadarıyla mürid hâlden irfanıyla anlamazsa hiç kusura bakmayın ama buna da dangalaklık denir. Bizler mürşidimizin bize anlattığı kadarıyla olan kısmının tahlilini, sizlere o anın güzelliğini ve özelliğini yansıtabilmek için bu cümlelerle sarf ediyoruz. Tekrar dönelim sohbete... Zîrâ bakınız Efendim ne anlatıyor:
Huzur Defteri 2 ↗
Allah’ın vârisi, Cenâb-ı Hakk’ın mânevî mirasını bizlere aktaran zâtları, peygamberleri ve velîleri dinleyen kişiler, o yolu takib ederek gittiklerinde mürid vasfı üzeredirler. Bunlardan öğrendiklerini aktarırken de mürşid olurlar. Her müminin kendine âit bir mürîdlik ve mürşitlik vasfı vardır. Bir hanım, annesinden bir şey öğrenirken onun çocuğudur, mürîdidir. Çocuğuna bir şeyi doğru şekilde aktarırken o çocuğun annesidir, mürşididir.
Beyaz Mercan Siyah İnci ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…