Kavram
Semâ / Devran
Eserlerde “Semâ / Devran”
Dördüncü selâma giriş de aynı şekilde yapılır. Dördüncü selâmda semâzenler, semâhânenin ortasına girmezler ve etrâfa sıralanarak semâ ederler; orta yer boş bırakılır. Son semâzenin de semâa girmesinden sonra, hepsi yerlerinden kıpırdamadan direk tutarak semâ ederler. Semâzenbaşı şeyhe niyâz edip semâzenleri de yerleştirdikten sonra Şeyhin solundaki yerine geçer ve artık yürümez. Şeyh ise postundan öne ilerleyip niyâz eder ve o da semâa girer.
18 Beyit Dinle ↗
Şeyh, postun önüne doğru üç adım atarak ileri çıkar ve baş keser, herkes de baş keser. Şeyh, sağ eli üstte olarak ellerini kavuşturmuş durumda dururken, semâzenbaşı şeyhe doğru ilerler ve şeyhin açıkta duran elini, şeyh de eğilerek onun sikkesini öper. Bütün semâzenler de (ve şeyh de) bu hareketi tekrar ederler. Semâzenbaşının sağ ayağını geriye çekerek veya ileri atarak verdiği işârete göre semâzen, ortaya veya kenara doğru üç adımda yürüyüp semâa başlar.
18 Beyit Dinle ↗
Bâzen mukabele-i şerîf yapıldıktan sonra, herkes usûlünce semâhâneyi terk ederken, bazı canlar semâhânede kalırlardı. Meydancı Dede veya Çerağcı Dede semâhânedeki kandilleri dinlendirir (söndürme deyimi kullanılmaz) yalnızca bir kandili uyanık bırakırdı. Semâhânede kalan canlar o tek kandil ışığı ile müziksiz (veya kendi gönül mûsıkîleri ile) olarak semâ ederlerdi. İşte buna “Garipler Semâı” adı verilir. (Daha doğrusu, “Karîbler -YakınlarSemâı”dır.)
18 Beyit Dinle ↗
“Sahn-ı Seman”ın sözlük anlamı “Sekiz Bölüm”dür. Sekiz bölümden oluşan bir medrese olduğu için bu ad verilmiştir. Bu medreselerde Kur'an, hadis, kelam, fıkıh, tefsir gibi dini yani nakli bilimlerde ve fizik, kimya, matematik, astronomi gibi akli bilimlerde dersler verilirdi. Sahn-ı Seman'ın şekillenmesinde; Ali Kuşçu ve Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri’nin birlikteliği öne çıkmaktadır. Sahn-ı Seman Medreseleri; Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medresedir.
Fatih Hatıratı ↗
Fahreddîn Efendi Hazretleri demiştir ki; “Baktım, orada süt dayımı gördüm. Süt dayım, yetiştiğim hulefâ, bütün tanıdıklarım neredeyse o büyüklerin yanında kedi yavrusu gibi duruyorlar. Çekiniyorlar. Ben de devrana girmek için süt dayıma niyâz ettim, hemen bana yer açtı, devrana iştirak ettim. Acaba bu devranı kim idare ediyor diye halakadakileri tek tek süzüp baktım."
Rüya Risalesi ↗
Fahreddîn Efendi(ks) Hazretleri demiştir ki; “Baktım, orada süt dayımı gördüm. Süt dayım, yetiştiğim hulefâ, bütün tanıdıklarım neredeyse o büyüklerin yanında kedi yavrusu gibi duruyorlar. Çekiniyorlar. Ben de devrana girmek için süt dayıma niyâz ettim, hemen bana yer açtı, devrana iştirak ettim. Acaba bu devranı kim idare ediyor diye halakadakileri tek tek süzüyorum, bakıyorum.”
Huzur Defteri 1 ↗
Kâdirî, Rifâî ve Sa’dî tarîkatında zikrullah oturarak başlasa da ayağa kalkıldığında “kıyâmî” yani ayakta, sabit saf tutularak icra olunur. Ancak Anadolu’da Kâdirilik neşrolunduğunda Bayrâmî devran ve kıyam şekliyle de görülmüştür. Bunda büyük etken Hazret-i Pir-i Sâni Eşrefoğlu Rûmî’nin ictihâdî uygulamasıdır. Zîrâ bu zât-ı âli Kâdiriyye tarîkatında şeyh olmasının yanında Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri’nin de hem damadı hem halifesidir. Bayrâmî tarîkatı da devran ederek zikrullah icra eder.
Huzur Defteri 2 ↗
Daha evvelce de arz ettiğim gibi âile hayatı ve hanımların irşâdı mühim meseledir. Mezun olan hanımlar ders yapsın, hanımlar arasında sohbet açsın. Bunu teşvik ediniz. Hanımdan şeyh olmaz, yani hanım tesbihât veremez. Ama hocalık yapar. Mürşidin verdiği tesbihâtı hanım kardeşine tarif edebilir. Hiçbir erkeğin, mürşidin olmadığı mekânlarda vekâleten bazı tesbihâtı telkin etse de “Su geldi mi teyemmüm bozulur.” mûcibince bu durum ancak muvakketen olabilir (geçici bir süre içindir, aslî hâl değildir).
Kırk Mektup ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…