Kavram
Ruh
Eserlerde “Ruh”
Mesela; “kötü ruhlu, ruh hastası bir adam” dediğimizde aslında o adamın ruhunu görmeyiz. “O adamın ruhu kötüydü; o kötü ruh nefse emretti de nefis böyle bir malzemeyi dışarı koydu” şeklinde anlaşılmamalı mesele. Nefis kendi başına bırakıldı da ruh oraya giremedi, nefis bildiğini okudu demek doğru olandır. Ama hiç kimse “nefis hastası” demez; çoğu kişi “ruh hastası” der. Çünkü hareket ettiren yine ruhtur. Yani nefis süvari ruh ise binek durumundadır. Fakat ruh bir tane değildir.
Beyaz Mercan Siyah İnci ↗
Fakat bu bilginin hâle dönüşmesiyle kişideki sultânî rûh insânî rûhun makamına oturur. Yani kişi insânî rûhtan görünse de onda sultânî rûh hükümrân olur ve rûh-i insânî bu rûha vezir olur. İşte tam bu buluşmanın evvelinde cemâdî, nebâtî ve hayvânî rûhların lezzeti ve seyir dâiresi insânî rûha rağbet eder ve onda buluşur. Bu buluşmanın neticesinde kendilerini ona teslim ederler ise, insânî rûhta cem olan bu rûhlarla kişi müşâhedeye ve hikmete mazhar olur. Ama cüz’î aklın dâiresinden kurtulamaz.
Kırk Mektup ↗
Velhâsıl anlaşıldı ki edebin menşei kalptir. Kalbin ziynetlenmesiyle, parlamasıyla insanda ahlâk inkişâf eder. Yoksa rûhî tekâmül asla mümkün değildir. Mülhime makamının rûh makamına mukâbil oluşu(denk gelmesi) ve rûhla, rûhun varlığını vücud ikliminde hissettirmesinden dolayı “tevâzu” bu nefis mertebesinin vasfı olarak kendini gösterir. Çünkü rûhtan haberdâr olmakla, diğer rûhlarla ve karşısındaki kişilerin, rûh sâhiplerinin farkındalığı da bu makamda ayân beyân hissedilir. Tevâzu ile bu ölçü ve mîzân dengelenir.
Kırk Mektup ↗
Dışarıdakine kalıp denir. Ama o kalıp rûhla hareket eder. İnsan kalıptan ibâret değildir. Kalp, akıl ve ruh beraberliği ile bir mana taşır. Bu mânâyı hareket ettiren, bu mânâ ile seni seyrettiren, yerinde durdurmayan kuvvenin adına ruh derler ki; bu rûh dâima geldiği yerin özlemi ile alâkalı bir hareket içerisindedir. Ümidi hep o tarafadır. Meğerki nefis artık onun ümidini tamamen kıracak ve onun hareket alanını tamamen daraltacak bir noktaya gelmesin.
Beyaz Mercan Siyah İnci ↗
Günümüzde diyâr-ı Hint’te (Hindistan’ta) yâhut Çin ve Orta Asya’da bazı faaliyetler vardır. Bunlar insanın vücûd ikliminde bulunan, gözle görülemediği hâlde bedene muttasıl (bitişik) olan bazı kuvveleri (elektrik veyâ enerji gibi gözle görülemediği hâlde bedende tesiri gözlenen lâtif kuvvetleri…) fark edip, bunlar üzerinden bazı müşâhedelere erişiyorlar. Bu, seyr u sülûkla ve velâyetle verilen hâlin bir nev’î zâhir ilmidir. Bazen buldukları veyâhut müşâhede ettikleri şeyler mânâ ehlinin müşâhedesiyle benzeşir.
Kırk Mektup ↗
Lütfen nazarlarınızı, kalbinizi ve ruhunuzu şu âyetin muhteşem beyânına teksif ediniz, yani derinlemesine bu mânâda yoğunlaşınız. Görülür ki Cenâb-ı Hakk rahmâniyetini ilân ettikten hemen sonra Kur’ân’ın öğretildiğini, ilim olarak bahşedildiğini beyân ediyor fakat henüz ortada insan yok. Peki, kime öğretiyor? Cevap: İnsanın ruhuna. Siz buna mânâ-ı insan, yani insanın mânâsı diyebilirsiniz. Bu ne demek?
Aşkın Bir Noktası ↗
Hz. Mevlânâ'nın, “der revân u der basar, Aşk ruhta da gözde de her an tâzeliğini korur.” derken kasdettiği mânâ şudur: Göz, rûhun penceresi gibidir. Ruh, göz penceresinden bakar ve bütün yaratılmışlarda Yaratıcının güzelliğini ve kudretini seyreder. Sonra döner “Severim her güzeli Senden eserdir.” diyerek sözleriyle eserde müessiri, nakışta nakkâşı, resimde ressamı bulur, görür. Allah her an yeni bir yaratmada, yeni bir hâlde tecellî etmededir. Rahman Sûresi 29.
18 Beyit Dinle ↗
İnsan, ruh ve nefsten oluşur. Rûhun yükselmesi birtakım nefsânî ağırlıklardan kurtulmasına bağlıdır. Nefs temizlenirse ruh yükselir. Beden hastalıklarını tabipler, hekimler iyi ederler Allah'ın izni ve inâyetiyle. Ruh ve nefs hastalıklarını tedâvi edecek olanlar ise mürşîdlerdir.
18 Beyit Dinle ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…