Zât
Abdülkâdir Geylânî
Eserlerde “Abdülkâdir Geylânî”
Bu kayıkçı amcayı böyle tanıdım. Gerçek adını da bilmiyorum. Çünkü “Benim adım Abdülkâdir.” deyip duruyordu lâkin adının böyle olduğunu zannetmiyorum. Bir gün yine Eyüp Sultan’a geçmek için sandalların olduğu yere gelmiştim. Epeyce bekledim, bizimki ortalıkta yoktu bu sefer. Meraklandım ve orada bulunanlara sordum. Lâkâbı “Abdülkâdir’e Hû” olduğundan “Abdülkâdir’e Hü amca nerede? Göremedim bugün.” diye sual ettim. Dediler ki “Dün rahatsızlandığı haberini aldık, bu günde ölüm haberini.
Huzur Defteri 2 ↗
Bu hâdiseye baktığımızda hâdis-i şerîfte işâret alâmetlerin hepsini görmekteyiz. Allah’a(cc) îmân, birbirini Allah(cc) için sevmek ve arada asırlar, mesafeler olsa bile birbirleriyle râbıta kurmak ve selâmlaşmak... Meseleye bu gözle bakılmalı. Eğer Sadece Hazret-i Abdülkâdir Geylânî’nin kerâmeti gibi bu anlatılan konu ele alınırsa anlatılmak istenene de bu konuyu nakledene de haksızlık yapılmış olur.
Huzur Defteri 2 ↗
Bu söz üzerine hâtiften bir ses işittik. ‘Bu zâtı Abdülkâdir Geylânî’ye teslim edin denildi. Cenâb-ı Pîr benimle musafaha etti, sonra elimden tuttu, beraberce bu güzel cennet bahçesine giriverdik. Yani molla senin anlayacağın bizi Allah(cc) için sevmek kurtardı. Abdülkâdir’e Hû ile cennetlere de erişebildik.”
Huzur Defteri 2 ↗
Hz. Abdülkâdir Geylânî (ks) buyuruyor ki; “Avamın tövbesi ot biçmek gibidir; havasın tövbesi ise o ayrık otlarını kökünden sökmektir.” Otu biçersin bir hafta sonra daha gür çıkar fakat kökünden söküp atarsan bir daha o ot, o gülistanda baş göstermez. Dolayısıyla işin köküne inmek, ilmin hakikatine vâkıf olmakla veya o yaklaşımla doğru orantılıdır. Yani bir insanın ilimde derinliği varsa, yanlış olan şeylerin derinliğini de fark edici tarzda bir görüşe sahip olması gerekir.
Beyaz Mercan Siyah İnci ↗
Menakıbnameler var, tezkireler, hatırat, evliyaullahın halini anlatan birçok eser. Sahi bir türlü size soramıyorum, orada yazılanları siz hikâye mi zannediyorsunuz? Belki düzmece, günümüzün abuk sabuk tipleri için insanların uydurdukları hikâyeler sizin zihninizi bulandırmış olabilir ama makam-ı âlileri ve bu din-i mübin-i Ahmediyye’de ehliyetleri, sadakat ve istikametleri asla tartışılamayacak, adeta icma-yı ümmet isabetiyle herkesin muhterem ve mübarek kabul ettiği zatların menkıbelerinde;
Fatih Hatıratı ↗
Abdulkâdîr-i Geylânî Hazretleri, sabî (bebek) hâlindeyken Ramazan günü annesinden süt emmezmiş, iftar vakti geldiğinde sütünü ister, imsak vaktiyle ağzını mühürlermiş. İmdi bu, çalışarak olacak şey mi? Allah Teâlâ’nın velâyet bürhânı olarak insanlığa ibret olsun diye gösterdiği kerâmettir. Daha çocukken eşkıyayı ıslah edip o eşkıya gürûhunun şekâvetini irşâdıyla saadete tebdil edip Bağdat şehrine öylece dâhil olması da meşhur kerâmetlerindendir.
Kırk Mektup ↗
Bak sana Hazret-i Abdulkâdîr-i Geylânî’den melâmete işâret. Hazret-i Pîr “Dervişler zikirden sonra su içmesinler, zîrâ zikirden sonra bir iç yanması olur ve bu yanma vücûda hararet verir. Su içildiği vakit, içteki ateşin buharı yüze vurur ve benzi sarartır. Benzi sararınca o kişiyi görenler ‘Allah(cc) korkusundan ve takva ehli olduğundan rengi rûhsârı sararmış.’ diye iltifat ve rağbet ederler. Dervişe ucûb gelebilir. Bu hâlden, çok sakınsın.” buyuruyor. Al sana melâmet!
Kırk Mektup ↗
Hazret-i Pîr’in bu makamına işâret olarak kendisine sâir pîrlerden mânevî emânetler verilmiştir. Hazret-i Abdulkâdir Geylânî’den saç tekbiri, Pîr Ahmed er-Rifâî’den alem ve burhan, Pîr Ahmed el-Bedevî’den Bedevî güllesi, Pîr İbrahim-i Düssûkî’den mânevî terbiye, Pîr Bahâüddîn-i Nakşibendî’den aşr-ı şerîf, Pîr Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’den sikke-i şerîfe, Pîr Sünbül Sinan’dan dalga tevhîdi, Pîr Azîz Mahmud Hüdayî’den -kendisinden sonraki altıncı postnişînine gelen emr-i mânevî ile mavi post bu emânetlerdendir ve da…
Kırk Mektup ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…