Zât
Fahreddîn-i Irâkî
Eserlerde “Fahreddîn-i Irâkî”
Fahreddîn Efendi Hazretleri elindeki evrakı, şeyhlik için gereken vesikaların hepsini reisü’l-meşâyih Muhammed Elif Efendi’ye arz eder. Muhammed Elif Efendi evrakı inceledikten sonra Fahreddîn Efendi Hazretleri’ne âdetâ hutbe irad eder gibi bir konuşma yapar: “Sen Âsitâne-i şerîfe postnişîn oluyorsun. Bu, çocuk oyuncağı değildir. Dikkat etmek lâzımdır. Şerîat-ı garrâ-yı Ahmediyye’ye tam icâbet şarttır.” diye uzun, âdetâ azarlar gibi çok şedîd bir konuşma yapar. Sonra Fahreddîn Efendi Hazretleri’ne;
Huzur Defteri 1 ↗
İki sarılık hastasını alırlar. Araya da bir perde çekerler. Hekim de Fahreddîn Efendi’nin tarif ettiği şekilde sarı tasla iğneyi hazır eder, aynı telkinlerde bulunup aynı duâları okur. Fahreddîn Efendi Hazretleri’nin yaptıklarını harfiyyen uygular. Fahreddîn Efendi de diğer tarafta aynı şeyleri diğer hastaya yapmaktaydı.
Huzur Defteri 1 ↗
Fahreddîn Efendi Hazretleri, dört beş yaşlarındayken bir gün başında tâcı ve hırkasıyla Bahçevancı Tekkesi’ne gelir. Şeyh Ârif Efendi; “Fahreddîn Efendi, ism-i Celâl buyrun.” diyerek kıyam zikrini başlatmasını söyleyince Fahreddîn Efendi Hazretleri heyecandan altına kaçırıverir. Tabiî bu, gülüşmelere, çoluk çocuğa meydan bırakılır mı diye düşünenlerin kızmalarına sebep olur. Ârif Efendi durumu farkederek; “Fahri Efendi’yi hemen içerideki odada temizleyip paklayın sonra da buraya getirin.” diye buyurur.
Huzur Defteri 1 ↗
Fahreddîn Efendi dahi herkes tebessümle Yüzbaşı’nın gidişine gülerler. Ertesi gün Fahreddîn Efendi öğleden sonra kahveye çıkar. İçeri girdiğinde ocakçının yani kahvecinin elinde boş bir tepsiyle masaları dolaştığına ve insanların cepkenlerinden bir şeyler çıkartarak tepsiye bir şeyler koyduğuna şâhit olur. Taaccüble selâm vererek “Hayırdır erenler! Ne oluyor, para mı topluyorsunuz, nedir bu iş?” diye sual eder. Kahvecinin cevabı Fahreddîn Efendi’yi daha da hayrete düşürecektir:
Huzur Defteri 2 ↗
Gene böyle kahvede bulunduğu günlerden birinde, kahvesini içerken “Yüzbaşı” lâkabıyla bilinen, gençliğinde tekkelere müdâvim olup da artık sağda solda dolaşan bir meczup gelir, Fahreddîn Efendi’nin karşısına oturur. “Selâmün aleyküm Efendi Baba! Canım çok sıkılıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Bana bir akıl versene.” diye yekten söze girer. Fahreddîn Efendi de latife olsun, adamın da efkârı dağılsın diye “Yüzbaşı! Bana sorarsan sen öl.” der. Yüzbaşı lâkaplı meczup bu sözü duyunca şaşırarak Fahreddîn Efendi’ye sorar:
Huzur Defteri 2 ↗
Bağırmış ama böğrüne inen şiddetli bir darbe ile birden kendisini yerde bulmuş.. Bakmış ki refîkası elini göğsüne koymuş, yatakta oturuyor. “Ya hû, ödümü patlattın, orada zikrettin yetmedi, geceleyin yine zikrettin yetmedi, şimdi yatakta da mı zikrediyorsun?” demiş. Meğer Vâlide Sultan, Fahreddîn Efendi Hazretleri “Hayy” diye sayha atınca, korkusundan onu yataktan aşağıya itmiş. Fahreddîn Efendi Hazretleri de hanımına;
Rüya Risalesi ↗
Fahreddîn Efendi’nin bu sözleri karşısında meczup bir müddet sükût eder. Başını iki ellerinin arasına alarak, dirseklerini masaya koyar. Birkaç dakika Fahreddîn Efendi’nin karşısında sessiz sessiz durur, sonra başını kaldırır. Bir şeyler bulmuş gibi bir edayla ve kararlılıkla “Doğru söylüyorsun be Şeyh Baba! Ben en iyisi öyle yapayım, öleyim.” der ve ayağa kalkıp “Şeyh Baba elini öpeyim, hadi hakkını helâl et.” sözüyle Fahreddîn Efendi’nin eline niyâz eder. Sonradan da orada bulunan kahvedeki herkesle helâlleşir.
Huzur Defteri 2 ↗
Şeyh Fahreddîn Efendi Hazretleri, bir cemiyet için peder-i âlisi Şeyh Rızâeddîn Efendi’yle beraber Balat yolu üzerinde Draman’daki Sünbülî Tekkesi’ne gider. Meşâyihten, dervişândan birçok kişi de orada ispat-ı vücûd etmektedir. Namaz kılıp, lokma yapıldıktan sonra mevlîd cemiyeti başlar. Bundan sonra olanları Şeyh Fahreddîn Efendi şöyle anlatır:
Birlik'te Sohbet ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…