Zât
Şeyh Gālib
Eserlerde “Şeyh Gālib”
“Yâ Kayyûm! Yâ Kayyûm! Yâ Kayyûm! Gâlib Efendi! Gâlib Efendi duyuramadık mı? Yâ Kayyûm Gâlib Efendi! Duyuramadık mı? Çocuk doğdu çocuk, ne zıbın var, ne kundak, üstte başta bir şey yok. Allah(cc) rızası için bir şey gönder. Yâ Kayyûm Gâlib Efendi! Duyuramadık mı?”
Huzur Defteri 2 ↗
Hiç kimseden ses çıkmamış. Gâlib Efendi Hazretleri elini kaldırarak bu ismin kendisi tarafından bilindiğini işâretle bildirmiş. “O hâlde Gâlib Efendi buyurun, cenâze namazını siz kıldıracaksınız.” denmiş. Şeyh Gâlib Efendi’ye yol vermek için saflar açılmış. Şeyh Efendi önde, hemen ardında biraderi Rızaeddîn Efendi tabutun bulunduğu musallaya gelmişler.
Huzur Defteri 2 ↗
İşte Şeyh Efendi o gün Tekke’ye bu haberi vermek için gelmiş. Hatta aynı gün şöyle bir hâdise de zuhûr etmiş: Gâlib Efendi Hazretleri, Şeyh Mehmed Efendi ile sohbet ederken bir ara kuyudan su çekmiş. Şeyh Efendi, Zemzem Kuyusu’nda düşürdüğü kabın Gâlib Efendi’nin kuyuya sarkıttığı kabın içinde olduğunu görünce hayretler içinde kalmış. Bu da Gâlib Efendi’nin kerâmâtındandır. Hatta şeyhim hazretleri; “Bizim suyun tadı zâten Zemzem’e benziyor, aşağıdan bağlantısı mı var ne?” diyerek de latife yapardı.
Huzur Defteri 1 ↗
Şeyh Yahya Gâlib Hayâtî Hazretleri, mürşidi ve aynı zamanda peder-i âlisi Abdülazîz Zihnî Efendi’nin yerine kâim olduktan sonra, çok kısa bir zaman içerisinde avam ve havas tarafından çokça sevilen bir şahsiyet olmuştur. O zaman Nûreddîn Cerrâhî Âsitânesi’ne Rumeli’den, şimdiki Romanya’dan, Bulgaristan’dan, Saraybosna’dan, Mora’dan akarlar yani vakfiyeler vardır. Bu vakfiyelerin tahsihi ve takibi, Gâlib Hayâtî Hazretleri zamanında tekrar elden geçirilmiş, düzenli ve tertipli bir hale getirilmiştir.
Huzur Defteri 1 ↗
Gâlib Efendi’yi Düğümlü Baba’nın çağırdığı anlaşılınca, Şeyh Gâlib Efendi beraberinde Rızâeddîn Efendi ile Düğümlü Baba’nın yanına gelmiş. O güne kadar hiç görüşmemişler fakat Cenâb-ı Hakkın bir cilvesi, sırrı ve sonra ortaya çıkacak olan hikmeti de işte o gün bu karşılaşmayı takdir eylemiş.
Huzur Defteri 2 ↗
Gâlib Efendi, Rızâeddîn Efendi’ye, teklif edilen kıyam reisliğini icra etmesini buyurur. O da biraz sıkıntılı bir halde, ağabeyinin kulağına eğilip; “Efendi hazretleri, abdestimden biraz şüpheliyim, abdest almak için içeri geçmem uygun olur mu?” diye sual eyler. Gâlib Efendi bir müddet durur, vaziyetten pek de memnun olmamıştır ama yine de tekrar; “Yaptırıver zikri!” diye buyurur.
Huzur Defteri 1 ↗
diyebiliyor muyuz? Yoksa “Ben her şeyi bilirim.” deyip o büyüklerin sözlerini de kendimize göre mi anlıyoruz? Ve özellikle “kendimize göre” derken, kendi yanlışlıklarımıza o büyüklerin sözlerini kalkan mı ediyoruz? Gâliba bu sorunun cevabı ‘evet'tir. Yeterince kendisini tartmadan büyüklerinin sözlerinin arkasına sığınanların çoğunlukta olduğuna kânî olmak lâzım.
18 Beyit Dinle ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…