Kavram
Vahdet-i Vücûd
Eserlerde “Vahdet-i Vücûd”
Bazen bir şey düşünürüz, o düşündüğümüz karşımıza çıkıverir. “Akşama şu olsaydı da yeseydim.” dersin, akşam eve gelirsin, bakarsın ki canının çektiği şey sofrada duruyor. Demek ki tefekkür sahasının bir vücûdu var. Hakk celle ve âlâ düşüncelerimize de vücûd veriyor. Rahmetinden dolayıdır ki kötü düşüncelerimize günâh yazmıyor. Ancak iyi düşündüğümüz şeyleri daha yapmadan sevap olarak meleklerine yazdırıyor. Bu acâyip bir şeydir.
Kırk Mektup ↗
Pek kıymetli evlâdım! Bir vücûd içerisinde nice âzâlar, cevherler ve maddeler var. Vücûdda göz de var, kulak da; el de var, ayak da; gıdalar, necâsetler, zehirler hepsi bir kapta. Sen, o vücûdun muhabbet mahalli olan kalp civârından düşmemeye gayret et. Bunu da ancak ihlâs ile yani samîmîyetle, ivaz garaz olmadan, gittiğin yolda sâbit kadem olarak başarabilirsin.
Kırk Mektup ↗
Meselâ insan vücûdunu düşün. İnsanın vücûdu ayakta durmak için yâhut vazifesini yapabilmek için nelere ihtiyaç duyar? Nefes verirsin, alamasan nizam, intizam bozulur. Yemek, içmek, vücûdumuzda ölen a’zâların veyâ hücrelerin tekrar yenilenmesi hep dâimî bir ihtiyacın görülmesini mecbûrî kılar. İşte Allah Teâlâ sadece bizi değil cümle mahlûkatı ve bizde bulunan mevcûdatı dahi halkeylemekle ve kâim kılmakla kalmamış, ayrıca bunun için lâzım olanları da kayyûmiyetiyle kâim kılmıştır.
Kırk Mektup ↗
Halk arasında “Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?” diye bir tâbir var ya, işte aynen bunun gibi, ağzımızdan çıkıp baş kulağımızla duyduğumuz sözü, acaba kalp kulağımızla duyduğumuzda kalbimiz dile gelip aynı kelâmı ve mânâyı seslendirebiliyor ve vücûd iklimimizin her zerresinde bu mânânın zevki hissedilebiliyor mu? Kalbimiz, her atışında başımızdan ayak parmağımızın ucuna kadar vücûdumuzdaki bütün damarlara kanı aynı anda pompalayabiliyor. Mânevî kalp de böyledir.
Aşkın Bir Noktası ↗
Aşka kâbiliyeti olup aşk yoluna sülûk eden herkes, ilk önce bir zikir telkinine tâbi tutulur. Aynı Âdem’in(as) insan sıfat olarak vücûda getirildiğinde O’na esmânın telkin edilmesi, ‘mevcud olan şeylerin’ isimlerinin öğretilmesi gibi... Âdem gibi saf olanlar esmânın telkiniyle hemencecik ilk adımda zâtı bulur, müşâhede ederler. Ama unutulmamalıdır ki bu, Hazret-i Âdem’de Vacibü’l-vücûd tarafından verilmiş sırr-ı Muhammedî, nur-ı Muhammedî, yani nokta-ı Muhammedî’nin bulunmasıyladır.
Aşkın Bir Noktası ↗
Zâhirdeki vücûdumuzun akıl çerçevesinde takındığı fiile ‘ahlâk’ denir. Bir kişinin Allah ve Resûlü’nün ahlâkıyla ahlâklanması, esasında kalp insanı dediğimiz o varlığın ahlâklanmasıyla mümkündür. Sînemizdeki kalp insanının ahlâkına ‘edeb’ denir. Edebin dıştaki vücûda sirâyet etmesine de ‘ahlâk-ı hamîde’, ‘ahlâk-ı Resûlullah’ yahut ‘ahlâkullah’ denir. Tertîb böyledir.
Aşkın Bir Noktası ↗
Nefsinden haberin var mı senin? Ne tahsil ettin?.. “Mühendislik okudum, küçüklüğümde de Kur’ân-ı Kerîm kursuna gitmiştim...” Böyle bir şey olur mu? Nefsinden haberdar mısın? Bakalım sende gadap var mı?.. Hırs var mı?.. Bunların hepsi nârî sıfattır yani ateş sıfatıdır. Nârî sıfatla sen öteki tarafa geçersen, şimdi vücûd bulmayan bu nar, orada vücûd bulacaktır ve ateş olarak karşına dikilecektir.
Beyaz Mercan Siyah İnci ↗
Büyük pîrlerin kerâmetleri veya öne çıkan vasıflarını ifade eden künyeleri vardır. Hazret-i Pîr Muhammed Nûreddîn Cerrâhî Kuddise sırrıhu’l-âli’nin de meşhur olduğu vasfı ‘Ebu’l-füyûzât’tır. Ebu’l-füyûzât, ‘Feyiz Babası’ demektir. Mesela evliyaullahtan bir zâtın künyesi ‘Ebu’l-ayneyn’ yani “Göz Babası’dır. Bu ifade gözüyle terbiye eden veya cümle eczâ-i vücûdu göz haline gelmiş, mânâsınadır. Böyle zâtlar ellerini uzatsalar elleriyle görürler. Arkalarından geleni dahi görürler.
Huzur Defteri 1 ↗
Dinlenebilir ânlar
Tümü ↗Sohbet arşivi taranıyor…